Kalpten İletişim

Kalpten İletişim

Samimi ve otantik bir ilişkinin en yaygın bariyeri iletişimsizlik. Hepimizin bildiği gibi iletişim sadece söz ile kurulmaz. Bundan binlerce yıl önce atalarımızın daha ortada hiçbir dil yokken bile birbirleri ile anlaştıkları, hisleri ile anlaşarak, iş yapabildikleri düşünülür. İnsan, duyguları, düşünceleri ve nedenlerinden öte bir bağ kurabilir. Sadece zihninden değil, kalpten bir ilişki yaşayabilir. Peki, bu nasıl mümkün? Kalpten bir ilişki ve iletişime inanan ya da inanmak isteyenler, bu yazıyı okumaya devam edebilir... Çünkü, bu yazının konusu olan kalpten iletişim kurma yolunda yaşayacağımız farkındalık ve olasılıkları görmek, ilişkinizde büyük bir fark yaratabilir.

 

Hadi başlayalım!

 

İlişkilerde dönem dönem tartışmalar yaşarız: “Benimle böyle konuşamazsın!”, “Zaten sen benim için ne yaptın ki!”… Böyle bir konuşmanın içinde olduğunuzu hayal edin. Ne hissediyorsunuz? Siz genelde nasıl tepki verirsiniz? Haklı mısınız?

 

Çoğu zaman tansiyon yükseldiğinde duygularımızı kontrol edemeyiz. Tartışmadaki gerginlikten, tehditler, yargılamalar ve suçlamalardan rahatsız olur, reaksiyon gösterir, tansiyonun çok yükseldiği ve çözülemediği anlarda ipleri koparmamak adına tartışmayı bitiririz. Sonrasında nasıl hissederiz? Olayı çözdük mü? Bu gibi anlarda çoğu zaman duygularımızın kamikazesinde olayın asıl gerçeğiyle yüzleşemeyiz. Kalpler kırılır ve iletişim bir darbe daha alır… Peki, sonuç nasıl değişebilir?

 

Düşünün ki, yine bir gün tartışmışsınız ve hiç kimse kaybetmemiş…

 

İlk başta tartışmayı nasıl bitirdiğimize bakalım. Öncelikle tartışmaya gerek var mı, yok mu buna sadece siz karar verebilirsiniz. Fakat çoğu zaman tartışmaya gerek var. Bir konuda konuşmak istiyoruz, iletişim kurmamız hatta gerekiyorsa konuyu tartışarak, sonuçlandırmamız gerekir. Anlaşabilmenin bir parçası da bu.

 

İyilik hali, her zaman mutluluk hali olmayabilir. Örneğin, bir sevdiğimizi, arkadaşımızı bir köşede ağlıyorken görmüş olalım. Çoğu zaman üzülür ve bir şey yapma ihtiyacı hissederiz. Fakat o, üzüntülü olabilir, öfke duyuyor olabilir ama aynı zamanda iyi de olabilir. Çünkü duygularıyla, hisleriyle temas ediyordur. Olayı yaşıyordur. Hislerimizle temas ettiğimiz o anlarda, geçmişten gelen yaralarımız sarılır. Olayı içimizde çözmek, kendimizle iletişim kurmak ve kafamızda sonuçlandırmak iyi geliyordur. Bazı yaralar karşı tarafta değil, içimizdedir. Çözümü de BEN’dedir.

 

“BEN” konusunu bir sonraki yazımda detaylarıyla anlatacağım. Ama özetle şöyle düşünün;

sevdiğiniz birine bir anda “bana ilgi göstermiyorsun” dediğimizde yani bir eleştiri, şikayet, suçlama, yargılama ya da tavsiye verme şekliyle iletişim kurduğumuzda, karşı taraf benliğine saldırı olarak alıyor. Yaratılışımızdan ötürü beynimiz böyle çalışıyor ve korkularımız uyarılıyor. Oysa ki, sadece kendimize odaklanıp hislerimizi paylaşsaydık, örneğin “bana ilgi göstermiyorsun” yerine “kendimi yalnız hissediyorum”, “bu aralar üzgün hissediyorum…” deseydik, karşı tarafın beyni farklı uyarılacaktı. Bu yüzden “sen” diline (karşı tarafa yöneltilen ifade şekline)  “iletişimsizlik”, “ben” diline (hislerimizi paylaştığımız ifade şekline) “iletişim” diyorum.

 

İfade biçimimiz sevdiklerimizle, çevremizle nasıl bir bağ kurduğumuzu belirliyorsa kendi iletişim şeklimizi seçebiliriz. Siz hangisini seçiyorsunuz?

 

Haklı olmak uğruna savunma yapıp kabuğumuzu daha da sertleştirebiliriz. Paylaşmayız.

Ya da bu duvarı kaldırabiliriz. Tehdit hissettiğimiz her şeye tepki göstermektense, pencereden davet eder, şefkat ile kabulleniriz. Özümüzü açarız. Samimiyet dediğin şey kişisel alanın paylaşılmasıdır. Bir kişiye verebileceğimiz belki de en değerli şey, en saf haliyle, kendimiz...

 

Dilerim, hislerimize bir pencere açalım, kendimizi paylaşalım.

 

Psikolog Orkun Özocak

www.orkunozocak.com

info@orkunozocak.com 

Umay Bilim Sanat Yasam Merkezi - Copyright © 2017.