Hayatınızda Hafiflik Olsa Nasıl Olurdu?

Kuşlar gibi uçmak, kuşlar kadar özgür olmak… Size neler hissettiriyor? Bu yoğun ofis ve aile hayatından bazı günler çok üzerime geliyorlar, yeter artık beni rahat bıraksınlar dediğinizi duyar gibiyim. Bu durumun ya da bu kişilerin yanından uzaklaşmak istesek de kendimizi hala içinde mi hissediyoruz? Çıkmaya çalışmak yerine içindeyken yapabileceklerimize odaklanmak nasıl olurdu? Kendimize nefes aldığımızı yaşadığımızı hissettiren alanlar yaratsak iyi gelir miydi? Yogaya gittiğimiz, sanatla, kitap okuma ile veya doğa içinde geçirilen bir günün ardından hissettiklerimiz daha olumlu olabilir mi?

Bir kitap okuyup karakterlerini analiz ettiğinizde veya bir drama dersine katıldığınızda içine girdiğiniz rolden öğreneceklerini kendi hayatında uygulamak nasıl olurdu? Bu çalışmalardan kendinde yakaladığın farklı bakış açısıyla patronuna, iş arkadaşına, sevgiline, ailene davranışlarında değişiklikler olur muydu?

O halde bir de bu pencereden bakalım…

Tam da şu anda ‘’Dışarda hiçbir şey olmuyor, her şey içimizde var olanın yansıması ‘’diye yazan Stefanno Anna’nın satırlarını anımsadım.

Son günlerde etrafıma baktığımda herkesin kendi hayatında koşturmaca, sıkışıklık, telaş, şikayet görüyorum. Böyle zamanlarda “her şey dağ gibi üzerime yıkıldı” deriz. “Her şeyi de ben mi yapmak zorundayım?”. Bu dağı kendimizden uzaklaştırmak isteriz.

 

Geçenlerde okuduğum bir bilgelik hikayesi beni çok etkilemişti.

Zamanın birinde, yüksek ve geniş, gölgesi karanlık bir dağın eteklerinde yaşayan bir karı-koca varmış. Sürekli şikayet ederlermiş; evleri güneş almadığı için bahçeleri yeşil domatesler ve sönük çiçekler veriyormuş. Yağmur, fırtına evlerinin çatısını uçuracak gibi oluyor, dağdan yuvarlanan taşlarda çatıda delikler açıyormuş ve artık hayat çekilmez olmuş onlara. Korku içinde yaşıyorlarmış.

Bu yüzden danışmak için bir bilgenin yanına gitmişler. Bilge onları dinledikten sonra yumruğunu masaya vurup “bu kadarı da çok fazla neler yaşamışsınız! Bu işe dur demek bu dağı korkutup kaçırmanız gerek!” demiş. Karı-koca kendilerini anlayan birini bulmaktan memnun önerilerini can kulağı ile dinleyip uygulamaya başlamışlar. Her gün dağın eteklerine gidip tencere, tava, gongları birbirine vurup kızgın hayvanlar gibi çığlık atmışlar. Fakat dağ korkup bir santim bile yerinden oynamamış.

Çaresiz hisseden çift başka bir bilgeye danışmaya karar vermişler.

Yaşadıklarını anlatınca bilge onlara “dağı korkutamazsınız, o korkuyu bilmeyecek kadar güçlüdür, korkunun karşıtı sevgi ile kalbine hitap etmelisiniz” der. Bu sefer dağın eteklerine gidip adaklar sunmuşlar, ona şarkılar söylemişler, üzerine ağaçlar dikmişler, dertlerini anlatmışlar, anlayıp kendi rızasıyla gitmesi için. Dağ bu ilgiden hoşlanıyor gibi gözükse de hiçbir şey değişmemiş. Yine yağmur, rüzgar, kayalar düşmüş, vahşi hayvanlar evlerine saldırmış.

Yaşadıkları yerde birçok bilge varmış. Bir başkasına gitmişler bu sefer bilge onlara “korku ve sevgiyi denemişsiniz, geriye tek çare dağı hareket ettirme dansını yapmalısınız” demiş.

Çift eve gitmiş ve ne korkunu ne de sevginin yapamadığını dans nasıl başarır diye merak etseler de bilgenin dediklerini yapmışlar. Evlerinin, dolaplarının içindekiler bütün eşyaları başlarının üzerine yerleştirmişler ve dağın karşısına geçip gözlerini kapatmışlar, iki adım ileri, dört adım geri giderek dans etmeye başlamışlar. Dağın kendilerini duyup geri çekildiğini hissedene kadar danslarına devam etmişler. Sonra gözlerini açtıklarında dağın geri çekildiğini görmüşler ve evlerini oraya kurmuşlar. Artık düşen kayalardan uzak, güneşli bir yerde oturuyorlarmış ve yeni evlerinde çok mutlu yaşamışlar…

Yürü!

Yolunda kararlılıkla motive bir şekilde devam et.

Karanlık bir dağın eteğine yerleşmeyecek kadar kendini koruyabilirsin. Etrafındaki koşullara kızmayı bırakmayı denedin mi?

Artık yapma zamanı!

İki ayak kuralını hatırla! İki ayağın olduğuna göre seni beslemeyen veya ‘düş’ünü desteklemeyen ne varsa orda durman gerekmez. O zaman yürü! Sana zarar verecek şeyden kaçınmak aslında sevgi eylemidir. Kendine duyduğun sevgi.

Yoksa hemen ofisten kendinizi atıp sizi sıkan ortamdan kendinizi uzaklaştırmayı, kaçmayı düşünmüş olmayasınız? Uzaklaşman gereken dağlar neler?

Farklı bir bakış açısıyla bakacak olsanız neleri fark ederdiniz? Hayatının bu evresinde senin için olumlu ve besleyici bir ortam nasıl olmalı?

Dans, fiziksel aktivite bedenimizle iletişim kurmamızı sağlar, bilinçli aklın ulaşamadığı, kendinize ait derin bilge tarafınıza ulaşmayı sağlar.

Bir proje veya kişinin senin için besleyici olup olmadığından emin değilsen duvara bu durumu tespit eden bir işaret yapıştır ve nefesini dengele, kendini müziğin ritmine bırakıp dans et. Bedenim bu durum, proje hakkında ne biliyor? Zengin, donanımlı içsel kütüphanende tüm verilere ulaşacaksın. Çabaların ve çalışmaların sayesinde güçlü yanlarını geliştirirsin. Ancak fiziksel ortamından kaçmak uzaklaşmak yerine, zorluklardan geçtiğinde ve teslim olmaya karar verdiğinde işte o zaman gerçek kendi gücüne ulaşmışsındır ve artık özgürsün…

Bunu yaşadığın mekandan bağımsız olarak yaşamanın keyfine diyecek yoktur.

Tüm korku ve endişelerimizle yüzleşmek ve onlara teslim olmak da öğrenilebilir. Bu yüzden sanatın herhangi bir dalı ile ilgilenmek, bir drama sınıfına dahil olmak, kitap analizi yaparak karakterleri çözümlemek, kendimizi çözümlemek, yüzleşmek olabilir mi? Kendimize alan yaratmak her ne yapıyorsak yapalım, hangi tempoda, hangi işte çalışıyor olursak olalım daha verimli olmamıza hizmet eder mi?

Mehtap Kurbanzade

Koç ve Rüya Analisti

Umay Bilim Sanat Yaşam Merkezi - Copyright © 2017.